Dissosiyatif Bozukluklar

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Kişinin içinde birbirinden farklı kişilikler hissedip, bu kişiliklere uyan davranışlarda bulunması, bu kişiliklerin etkisi altında olduğu anlarda yaptıklarından habersiz olma halidir. Bu kişilikler bireyin kendi cinsiyetinden, yaş grubundan, sosyoekonomik ve kültürel durumundan farklı olabilir. Bu kişiliklere ait kafasının içinden gelen ve kendisini yönlendiren sesler duyabilir. Farklı kişilikler var olan "evsahibi" kişiliğe zarar verici davranışlar gösterebilir (eş ya da karşı cinsle uygunsuz ilişkiler, suça yönelik davranışlar gibi). Evsahibi kişiliği öldürüp, yerine geçmek için intihar girişimlerinde bulunabilirler. 

Genel özellikler, psikolojik nedenlerle orta çıkan bellek, bilinç, kimlik veya çevrenin algılanmasının kaybıdır. Herhangi bir beyin hasarı söz konusu değildir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dissosiyatif Amnezi(bellek yitimi)

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Yeni bilgileri öğrenme kapasitesi bozulmamış olmakla birlikte, genellikle stresli ve travmatik durumlarda görülen önemli bilgilerin ani kaybı söz konusudur. Bu unutma, olağan bir unutkanlıkla açıklanamaz. Hastalar, genellikle bellek kaybından haberdar ve bu konuda uyanıktırdır. En yaygın tipinde, lokal amnezi söz konusudur. Burada, kısa bir zaman dönemine ait olaylar unutulmaktadır. Hastalarda bu tür kısa süreli hafıza kaybına karşı belirli bir aldırmazlık söz konusu olabilir. Bilinçte hafif bir sislenme görülebilir. 
Dissosiyatif bozukluların en yaygın olanıdır. Felaketlerin ardından veya savaş anlarında daha sık görülür. Kadınlarda daha fazladır. Ergenlikte, erken erişkinlikte ortaya çıkar. Emosyonel travmalar hastalığa katkıda bulunur. 

Unutkanlık hali genellikle aşırı bir psikolojik yüklenme sonunda kendisini gösterir. Tecavüze maruz kalan bir genç kız, silah tehdidi ile kaçırılan bir çocuk, doğal afetlerde veya harpte pek çok ölü gören şahıs, eşi tarafından aniden terk edilen erkek veya kadın, kabullenemedikleri bu aşırı yüklenmeler sebebiyle birden bire hafıza kaybına uğrarlar. Unutkanlık, tıbbi bir müdahale gerektirmeden kendiliğinden birkaç gün sonra aniden iyileşir. Bir iz bırakmaz ve tekrarlamaz. Unutkanlık sırasında kişi şaşkın, maksatsız olarak gezinip durur. Kişi unutkanlığına karşı lakayt davranır.Bu hastalarda, bellek kaybı, elem verici psikolojik çatışmalara ikincildir. Hastalık aniden sonlanabilir; az sayıda tekrarlamalar olabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dissosiyatif Fugue

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Organik bir arızaya dayanmaksızın kişinin evini ve işyerini terk ederek yeni bir kimliğe bürünmesi halidir. Ne aile üyelerini nede iş yerindeki arkadaşlarını tanımamaktadır. Takındığı yeni kimlik, eski kimliğine kıyasla iddialı ve gösterişli bir kimliktir. Çoğu vakalarda hasta kendisine yeni bir isim ve oturacak yeni bir ev bulur. Akıl bozukluğunu gösterir işaretlere rastlanmaması, şaşkınlık ve gelişigüzel dolaşmaların görülmeyişi dissosiyatif fugue‘nin tipik karakteridir. Bu hastalık geçicidir. Psikolojik yüklenmeler sırasında ortaya çıkar. Birkaç gün, nadiren de birkaç ay sürebilir. İyileşmeden sonra, hasta fugue sırasında olanları hatırlamaz. İz bırakmaz ve tekrarlamaz. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dissosiyatif Güç(kaçış)

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Hasta, herzamanki evinden veya işinden uzak bir yere, ani, beklenmedik seyahatlere çıkar. Önceki kimliğini, ailesini, adını yani önceki kimliğininin önemli kısmını hatırlayamaz ya da hatırlamakta güçlük çeker. Genellikle yeni bir kimlik takınır. Ani bellek kaybıyla birlikte, amaçlı, açık zihinle, uzak mesafelere, uzun süren seyahatlere çıkma görülür. Seyahat daha çok başıboş dolaşma şeklindedir. O sırada, geçmiş yaşamıyla ilgili kısmi ya da tam bellek kaybı söz konusudur ve kişi bunun farkında değildir. Yeni kimliğiyle tamamen normal bir görünümdedir; gariplik içinde görülmez. Bazen bu yeni kimlikte şaşkınlık ve yönelim bozukluğu olabilir. 

Nadir görülen bir hastalıktır. Felaketler ardından ve savaş zamanlarında artar. Emosyonel travmalar hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunur. Aşırı alkol kullanımı yatkınlık geliştirebilir. Borderline, histrionik ve şizoid kişilik bozukluklarında daha sık görülür. Genellikle kısa sürer, ancak aylarca sürebilir ve çok uzak mesafelere seyahatler görülebilir. İyileşme genellikle kendiliğinden olur ve hızlıdır. Hastalığın yinelemesi nadirdir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Aşkı Kaybedince Anlayanlar

14/10/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Aşk, bir yanıyla paraya benziyor. Elimizde olduğunda ne yapacağımız pek de belli değil. Yatırım yapanlar, har vurup harman savuranlar, harcayarak bitirenler, koklayarak harcayanlar, yani herkes kişiliğine, öğrendiklerine, göre bir tavır geliştiriyor.
Aşkı yatırım gibi görenler, genellikle sağlamcı tiplerdir. Gelecek kaygısı, güven duygusu, yalnızlık korkusu gibi pek çok sebepten ötürü aşkı yanlarında tutmak isterler. Genellikle erken yaşta evlilik yaparlar ve ne kadar mutsuz olurlarsa olsunlar, ayrılığı akıllarından geçirmezler. Bahaneleri, sebepleri hep ceplerinde durur. Yaşlanınca onlara baksın diye çocuk sahibi olup, hastalıklarında çorba pişirsin diye eşlerini idare ederler. Evlendikleri insana sevgileri çok önceden bitmiştir ancak onlar düzen bozamazlar. Her şeyi görev olarak görüp, yerine getirirler.

Har vurup harman savuranlar, aşkın sürekli karşılarına çıkacağına inananlardır. Çapkın dediğimiz bu tipler, çok eşliliği savunurlar.  Birkaç ilişkiyi bir arada yürütmeyi severler. Onlara göre her meyvenin farklı lezzeti olduğu gibi, her partnerin de başka bir yanı güzeldir. Aradıkları insanı bir türlü bulamamışlardır çünkü ne aradıkları gerçekte onlar da bilmezler. Sıkıntıya gelemezler, sorunlu ilişkiler onları boğar. Problemlerle yüzleşmek, sorumluluk almak son derece korkutucudur. “Yiyelim, içelim, gezelim, dünyaya bir kere gelinir” diye düşünürler.

Harcayarak bitirenler, psikolojik sorunları olan kişilerdir. Aşırı kıskanç, tahakküm kuran, baskıcı, sürekli hata yapan, inatçı, doğruyu sadece kendinin bildiğine inanan, birlikte olduğu kişiyi malı gibi gören, mükemmeli isteyen ama kendisinin fazlaca kusuru olan bu tipler, partnerlerinin sabrını ve sevgisini zaman içinde tüketirler.  Dışarıdan bakılınca çok güzel gibi duran bir ilişki resmi çizerler. Durum içerde öyle değildir. Seviyor mu, sevmiyor mu, değer mi veriyor, kendini mi düşünüyor bir türlü karar veremez, iki arada bir derede kalırsınız.
Koklayarak harcayanlar, yeni moda deyimle “cool” tiplerdir. Soğuk duruşları, umursamaz tavırları vardır. Ancak arada öyle bir hareket yapar, öyle bir söz söyler ki, hakkındaki tüm düşünceleriniz değişir. Ne tam olarak sahip çıkar, ne boş verir, ağzından kerpetenle sevgi sözcüklerini alırsınız. Ne ayrılır, ne tadında sever, yani ömrünüzü törpülerler.

Tüm bu tiplemelerin arasında en çok zarara uğrayanlar, aşkı kaybedince anlayanlardır. İlişkiyi sürdürmek için her yolu denersiniz, elinizden ne gelirse yaparsınız, bir türlü mutlu olamazsınız. Sonunda pes edersiniz. Kırgınlıklarınız, hayal kırıklıklarınız o kadar birikmiştir ki, sevginizi de tüketmiştir. Ayrılırsınız!

Aşkı kaybedince anlayanlar, af diler. Hatası her ne ise, anladığını, bir daha yapmayacağını, artık sizin istediğiniz gibi bir olacağını yalvararak anlatır. Kimi söylenenlere inanıp ikinci bir şans verir, kimi yüzüne kapıyı kapatır. Ancak aşkı kaybedince anlayanlar bir şeyi bilmezler: Geri dönmeye razı olsa bile dönen, artık o eski sevgili olmayacaktır….

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DENİZ KABUĞUNU HİKAYESİ

5/5/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Deniz kenarlarında sık bulunanlar için deniz kabuğu koleksiyonculuğu, dalgaların kıyıya hergün binlercesinin sunduğu hediyelerle hoş bir hobi olmuştur. Düşünün bir kere Aristo ve Yaşlı Plinius bile deniz kabuklarının büyüsüne kendilerini kaptırmışlardı. Ayrıca Pompeii'nin kalıntıları arasında ve Yucatan'daki bir Maya piramidinin kriptasında eski koleksiyonlardan kalmış olduğu sanılan denizkabukları bulunmuştur. Üç tarafı denizlerle çevrili eşsiz güzelliklere sahip ülkemizin de tarihi eskilere dayanan bu konuda kaynak sıkıntısı çekmediğini biliyoruz.

Ama bugünkü anlamıyla deniz kabuğu koleksiyonculuğu; keski, para, pul, porselen koleksiyonculuğu gibi yeni bir olgudur. 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl ortalarında, İngiltere'de kabuk koleksiyonculuğunun tam bir hastalık olduğu bu dönemde, Büyük Okyanus adaları ve Çin'le ticaret gelişmeye başlamış, birçok yeni ada keşfedildi. Buralarda bulunan deniz kabukları önceleri ilginç nesneler olarak, sonradan da yeni zenginleşen tüccarlar arasıda koleksiyoncular için ithal edilemeye başladı. Bu uygulama, deniz kabuğu müzayedelerinin yaygınlaştığı ve özellikle ender bulunan kusursuz örneklere, görece yüksek bedellerin ödendiği 1850'ler ve 60' larda doruk noktasına ulaştı. Önceden seyrek bulunan birçok deniz kabuğu türünün kaynağının keşfedilmesi ve bunların yaygınlaşmasının ardından, belli bir düşüş dönemi yaşandı. Bununla birlikte bu muhteşem kabuklar, görünümünün sihirli çekiciliği sayesinde kısa sürede bu uğraşın eski hızlı ivmesine dönmesine neden oldu. Zaman zaman bulunan kabukları büyük meblağlara satılarak, iş, artık profesyonel bir arama etüdüne dönüşmüş günümüzün ekonomik koşullarında.

Bu bilgilerden sonra denize gittiğimde minarelisi, midyelisi serti yumuşağı gibi bir şekilde fıldır fıldır aradığımız bu kabukların özelliklerini vermek doğru olur sanırım. Yumuşakçaların kabuklarına verilen ad olan kavkı'nın yanında midye ve istiridye gibi kabukları iki parçadan oluşan yumuşakçaların her bir kabuk parçası kapak veya çenet adıyla bu konuda bir literatür oluşmuştur. Denizde yaşayan yumuşakçaların kabukları, değişik biçim, renk ve desenleriyle göz zevkimize ve koleksiyonculuk ruhumuza hitap ettiği için deniz kabuğu olarak piyasadaki yerinde isim olarak ayrı bir yere sahip olur. Denizkabuklarına ilgi duyan hatta zaman zaman hastalık derecesine varan bu merak, arz-talep ilişkisi sayesinde ekonomik yapı içerisinde de müzayedelere çoktan taşındı bile. Efsanelerin dediği gibi denizden uzak olsanız bile bir deniz kabuğuna kulağınızı yaslayarak duyabileceğiniz karmaşık sesler kimilerine göre dalgaların sesinin hapsolma çığlıklarıdır, kimine göre ise denizkızlarının sizi beklediğine dair bir alamettir.

En az rastlanan, en değerli ve güzel kabuklar denizde bulunanlardır; ama yalnızca karada ya da tatlı sularda yaşayan türlere ait çok sayıda kabuk örneği de vardır. Önemli deniz kabukları arasında Cypraeidae, Conidae, Volutidae ve muricidae familyalarının çeşitli türlerine ait kabuklar bulunmakta. En çok arananlar nedir derseniz deniz külahlarından hani bizim minare dediğimiz Conus gloriamaris türünün kabuğudur. Her zaman en yüksek fiyatlara talep bulan bu kabuk, büyük bir müzeden çalınmış olduğu bilinen tek kabuktur.

Eğer amatör bir deniz kabuğu biriktireni iseniz, çoğu boş olan ya da içi kumla dolan bu kabukların hala içinde canlı barındırdığının farkına varmazsınız. Hala içinde yaşayan yumuşakçaların dışında, kayalık ya da hem kayalık, hem kumluk bir kıyıda kayalara tutunmuş ya da su birikintilerine yerleşmiş pek çok canlı yumuşakça bulunabilir. Fakat çakıllı bir kıyıda deniz kabuğu aramak boşa kürek çekmeniz anlamına gelir. Çünkü en dayanıklıları dışında hepsi, dalgalarla çakıllara çarpa çarpa parçalanırlar.

Deniz kıyısında bir gezinti, kumsaldan kabuk toplamak için iyi bir fırsattır . Ancak bununla birlikte balığa çıkanların bildiği gibi ağlarınıza da harika deniz kabukları takılabilir. Rüzgarların, ki şiddetlisi makbuldür, kabarttığı dalgalarda size çok güzel deniz kabuklarını ulaştırabilir.

Rasgele bir deniz kıyısı tatilinde elinize geçen bu büyüleyici ve sanatsal değeri yüksek olan deniz kabuklarını keşfetme şansı, sizi ileride bir kabukkolik ya da psikolojik takıntınız varsa kabukzede yapabilir:)

Şimdi gelelim harika denizkabuklarını bulduktan sonra yapmanız gerekenlere. Eğer koleksiyoncuysanız zaten eleğiniz, kabuğu kayalardan sökmek için bıçak, kayalara gömülen kabukları yuvalarından çıkarmak için çekiç ve keski, sığ sulardaki türleri çıkarmakta kullanılacak bir elek, ve bulduklarını kaydetmek için bir laptop ya da eski usulcülerdenseniz kağıt kalem zaten bulunduruyorsunuzdur. Ama peki nasıl bunlar korunmadan özenle saklanıyor? Deniz kıyısından ya da balığa çıktığınızda elinize geçen içinde salyangozların barındığı deniz kabuklarını bir tencerede 5 dakika kadar kaynatmalısınız, daha sonraki içindeki hayvan toplu iğne veya cımbızla çıkartılır ve boş bulduğunuz ya da boşalttığınız kabukları temizlemek için sabunla sıcak suda iyice yıkayıp, temiz suda uzun süre çalkalamalısınız.

Midyeler ve öbür çift çenetlilerin kabuklarını ise sakın ha bıçakla açmayın. Bir yeriniz kesilebilir yada kabuk parçalanabilir. Bu da bir tablonun her rengini Dünya'nın ayrı köşesine yollamak kadar hayalkırıklığı yaratabilir. En iyisi çift çenetlileri de salyangozlar gibi kaynatın. Sıcak su, hayvanı çabucak öldürecek, kabuğun iki çenetini birbirine bağlayan kaslar gevşeyecektir. Kabuğu sıcak sudan çıkarıp soğutun ve içini temizledikten sonra sabunlu sıcak suda yıkayın. Yağlı, ziftli ya da yosunlu kabukları ise siz en iyisi mi tinerli bir bezle temizleyin ve sonra sabunlu sıcak suda her tarafta satılan tel fırçayla özenle ovun.

Renkli kabukları güçlü güneş ışığında kurutursanız hata edersiniz. Gün ışığı kabuğun rengini soldurur. Deniz kabuklarını çamaşır suyu gibi bir ağartıcı kattığınız suyla da temizleyebilirsiniz. Bu tür ağartıcılar çünkü kabuğun doğal renklerini etkilemez. Deniz Kabukları kutu ya da çekmecelerde kolayca kırılabilir o yüzden en iyi saklama yöntemleri tüp içinde satılan yapıştırıcılarla, ki doğayla dost olmasına dikkat edin, beyaz bir karton kutuya yapıştırarak bir camekan kutu içerisinde saklamanız kolaylaşabilir. Bu arada sonradan başınızın çok ağırmaması ve "ya bunun benzerini nereye koymuştum ben" dememek için baştan bir kategorilendirme belirleyin. Eğer işi büyültmek istiyorsanız tarih, kabuğun bulunduğu yer ve internette de bulabileceğiniz bilimsel adlarını iliştirirseniz işte artık siz de iyi bir koleksiyoncu olmuşunuz demektir.

Bilinen yaklaşık 100.000 kabuk türü olduğundan koleksiyoncuları çoğu bu konuda uzmanlaşma eğilimindedir. Bazıları kendilerini belirli bölgelerle sınırlar. Bunlar çoğunlukla, yumuşakçaların yaşadığı yerler ve yaşam alışkanlıkları konusunda değerli bilimsel veriler elde ederler. Bu da evrim için önemli bir kaynaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KENDİMİ SEVİYORUM

5/5/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Günlük hayatta birbirimizi hep dış görünüşümüze göre değerlendirdiğimiz için

büyük sıkıntılar ve hayal kırklıkları yaşamışızdır.

Halbuki düşünüyorumda vücut dediğin nedirki?üstü bir deriyle kaplanmış ve

üzerine kaş, göz gibi detaylar konularak albenisi arttırılarak ortalığa sunulmuş

bir paket.Aslında içinde neler yatıyor neler.İçerdeki uyum esasında dışardaki

kılıfa havada basar,ama anlayanabilene daha doğrusu kendini dinleyebilene.

Derinizi birden soysalar şöyle, kasları falan sıyırsalar aşağıya doğru ,bir görseniz

bakalım içerde sizin için sabahtan akşama kadar neler çalışıyor.

Düşünsenize,hayatımız boyunca pankreasımızı görmeden yaşıyoruz.Merak

ediyorum aslında oda benim bir parçam ama daha hiç görmedim.

Ve bu pankreas içerde içeride bişeyler yapıyo benim için sessizce

sedasızca hiç şikayet etmeden .Ama sen üzümü yede bağını sorma diyorsan

o başka tabi...mesela ayaktaki yorgunluktan sonra beynin ayağa karasular

göndermesi ,allahım ne asil ve ne düşünceli bir davranıştır.Düşünsenize beynin

banane dediğini.

Demiyo işte okadar akıllı nalet bir şey işte Ama siz nekdar takıp sallamazsanız

bile o belli ediyor orada olduğunu ve sizi el veriyor hiç ummadığınız bir anda .
Diyelimki ...

Dostlarınla yaşadığın onca güzelliklerden sonra,bir gün gelipte iyi anıldığında

kulakların çınlamıyormu.

Peki ya eski sevgilini andığında veya çok özlediğinde burnunun direği hiç

sızlamazmı.kalbin her atışından sonra biraz daha yorulmazmı?o öyle güzel bir

kalptirki sen uyusanda o uyumaz.Sabaha kadar çalışır durur.Güzel bir kız

gördüğünde bozar ritmini daha hızlı atmaya başlar onun için .Belkide hiç

görmiyeceği başka bir kalp için.

Ve gördünmüydü onu ansızın bir köşe başında dizlerinin bağı çözülüverir.

Bağla bağlayabilirsen.Btermi burada her şey?Bitmeeez. dilin tutulur

konuşamazsın bidahaki sefere kadar uhte kalır içinde pişmanlıktan .Kaldımı

hiç içinde uhte,bilirmisin onu ordan söküp alcak iyi bir uhteci.

Kötülük yaptınmı hiç,yapıpta yapmadınmı diyosun yoksa,kendini kandırıyorsun.

Vücut onunda çaresini bulmuş .Sızlatıverdinmi vicdanını neye uğradığını şaşırırsın

aslına bakarsan içerisi okadar karışıkki s5ığmıyo bazen dengine atıyo dışarı

kendini .Nasılmı?Saçların ,tırnakların,çapağın ama en anlamlısı gözyaşların.

O çıktımı dışarı bilki olay var mahallede yada bir yangın içeride.

Söndürmekmi yangını?Çok kolay suyuda hazır hemen yanı başında,

e ağlıyosunya.

Sana eşlik eden o gözler, sendende vefalıdır.Yalnız kalmak istediğinde

bakarsan uzaklara dalar gider senden önce.Gözün görmez hiç bir şeyi damarına

bastıklarında .unutmak istediğinde bağrına taş basarsın.

Korktunmu tüylerini diken diken yapar o vücut.Olanlara şaşırdanmı kanın çekilir.

İftirayamı uğradaın anlatamıyormusun derdini betin benzin atar Özenirsen

ağzının suyunu akıtır.İmrenirsen bi tarafın şişer.

İnsanın konuşmaktan dilinde tükürük bitermiş önce.Yutkunursan boğazında

düğümlenir dikkat et.Yutarsan midene oturur,yutmazsan aç kalırsın Açlıktan

miden guruldar.Onuda haber verir .Sanki geç kalmışlığını bağıran bir sabah

saati gibi .Gece gördüğün kötü rüyayı nasıl anlarsın , sabah dudağındaki uçuktan

tabiki.Boşver sıkma canını bunca şeye,sık dişlerini geçer onlarki vücudun hamalı.

Ya saçların onlar anlatmazmı sana kaçtığın gerçeklerini kestirdikçe uzar inadına

ve anladıkça insanları,hainleri,dönekleri, yalancıları atar içine beyazlar eğer

Türksen uğraşmaz bukadar hemen dökülür.

Beynim durdu düşünmekten,ellerim karıncalandı,tabanlarım patladı koşturmaktan,

oturmaktan kıçım büyüdü,yemek yedim rehavet çöktü,seni gördüm dilim tutuldu,

bağardım sesim kısıldı,ağladım gözlerim şişti,yoruldum kalbim sıkıştı.

Birde alın varki bu bedende her şey orada gizli.Adamsan alınteri,değilsen yüzkarası,

haklıysan alnın açık,şanssızsan bahtın kapalı.

Neyaparsan yap zaten alnına yazılmıştır bu yazı.Alın deyip geçme her kırışıklık

bir satır başı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ANNENİZ İÇİN

5/5/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA


 

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz

4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEM" diye ağlayarak teşekkür ettiniz

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz

9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu. Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz

10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü. Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü. "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi. Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz

17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi. Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. "Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz

Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dosdoğru Dost Olmak

3/5/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Doğruluk, sağlam bir dostluğun en elzem ihtiyacıdır. Doğruluk, mutlu bir ailenin olmazsa olmazıdır. Doğruluk, güven toplumunun ve güçlü bir millet olabilmenin başlıca şartıdır.


Yedi iklimi cihanı imrendiren bir tarihe sahip olan ecdadımızın nasıl böyle güçlü, sözüne itaatte kusur edilmeyen, yaptığı her icraata ve attığı her adıma sonuna kadar güvenilen bir millet haline geldiğine; çevremizdeki insanlardan dostluklarıyla ön plana çıkan, sürekli birbirlerini destekleyen ve her zaman birbirlerine yardım etmeye çalışan, diğerini kendinden daha fazla düşünen insanların nasıl böyle bir sevgiyle bağlandıklarına baktığımızda en temelde doğruluğun olduğunu görürüz.


Ne yazık ki günümüzde, doğru sözlü olmak insanları birbirine bağlamak yerine birbirinden koparıyor. Eğer birine yaptığı şeyin yanlış olduğunu söylersek, bize ona yardımcı olmaya çalıştığımız için teşekkür etmesi gerekirken, hatasını yüzüne vurduğumuz için bize nefretle bakıyor. Ama yaptığı yanlışlara göz yumarak, hatta bizde bu yanlışlara katılarak onun yanında olduğumuzu gösterirsek, işte o zaman onun için çok değerli ve onun vazgeçilmez bir parçası oluyoruz ve duymak istediğimiz güzel şeyleri duyuyoruz. Ama böyle bir ilişkiden ve dostluktan, ne biz bir şey kazanırız, ne de dostumuza yardımcı olabiliriz.


Günümüzde insanlar yanlış yapıyorlar, bazı insanlar da bu yanlışa destek olarak başka bir yanlış yapmış oluyorlar. Bu şekilde yanlışlar zincirin halkaları gibi birleşerek, insanları ve milletleri çıkmaz bir sona götürüyor.


Biz eğer adam gibi adam olmak istiyorsak ve dostlarımız, arkadaşlarımız, milletimiz için iyi işler yapmak istiyorsak; yalanı yanlışı desteklemek yerine, doğruyu göstermeliyiz. Tabi bunu yapmak için önce kendimiz doğru olmalıyız. Ancak böyle gerçek bir dost olabiliriz ve eğer gerçekten insanlara yardımcı olmak istiyorsak amacımıza ulaşmış oluruz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Unutmak İstiyorum

3/5/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Unutmak istiyorum,
Nerden gelip,nereye gideceğimi,
Yada nerede öleceğimi,
Önemi yok bunların biliyorum…

Unutmak istiyorum,
Açmadan solan .çiçeklerin ölmüş
Filizlerini…

Unutmak istiyorum,
Hedeflerimi, amaçlarımı
Hayatta kalmak için yaptığım her şeyi
Silmek istiyorum işte unutmak dedim ya...

Susmak istiyorum sonra,
Neden konuştuğumu unutarak
Veya neden ,niye gibi soruları…

Bağlaçları yanlış yerden bölmek,
Edatları unutmak istiyorum,
Yazdığım kelime boşlukta kalsa da olsun
Boşlukları unutmak istiyorum…

Nerden başladığımı sonra ,
Yazdığım yazılara.
Kaldığı yerde bitmiş
Bittiği yerde başlamış olsa da
Unutmak istiyorum dedim ya…


Anlamlar bozulmuş olsa da
Karalamalar var nasıl olsa
Karalamaları unutmak istiyorum
Unutuyorum
Unutmak üzereyim
Ve işte unuttum

Ruhum ve yüreğim neredesin
Bilmiyorum…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::