İHANETİN ADI

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, Sadakatin adı ise; bir serçeye

Göçmen kus bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler…
Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.
Ama kış gelmiş,

Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yasamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber…
Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burada bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır demiş göçmen,
Yasayamayız burada, aç kalır üşürüz
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara…
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.
Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş
Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artik.
Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız
Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene
Artik gidemiyorum…. Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş……..
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT …
Yeni bir baharın koynunda koca bir IHANET.. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

AŞKIN TANIMI

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Bir ağacın büyümesi için altta kalan yapraklarının ve dallarının budanması gibi bir şey bu yazıyı yazma isteğim. Bu yazıyı yazarsam içimde çin yazısı gibi şekillenen düşüncelerim belki başka yüreklerin mütercimliği ile anlaşılabilecek ve belki de boy atma sevdasında olan bir ağacın budanmış sürgünleri başka yüreklerde kök salabilecek.

Çoğu zaman kendimi; pozitif ilimler ve mana ilimlerinden müteşekkil bir cetvelle aşkı ölçmeye çalışırken buluyorum. Oysa aşka inanmak; dünyanın evrimleşme ile ya da sıkışmış gaz patlaması ile değil de Allahın “ol” demesi ile oluşmasına inanmakla aynıdır. Aşk da bir anda oluverir dünya gibi ve tüm ilimler onu ölçmek için sıraya girer.

Sana bir aşk yazısı yazmak, bir aşk yazısından yola çıkıp da senin teveccühünü kazanmak ne kadar zor.

Bozulmuş hormonların, yetersiz salgılanan sıvıların, tıkanmaya meyilli damarların arasında zehirle dolu bir varil gibi duran bu kalpten bir prizma şeffaflığında ışıklar yansıtmasını beklemek ne kadar zor.

Ruhu küçüldükçe caddeleri ve bulvarları genişleyen şehirleri, bir çimento torbası gibi sırtında taşımak, sivri oklar gibi dolanan insanlardan biri olmamak için; başını ve kollarını kazağının içine çekerek bir nokta olmaya çalışmak ne kadar zor.

Otomobil sesleri, çemkiren böğüren spiker sesleri, uzaklarda düşen bomba sesleri ve bebek çığlıkları arasında sana bir nihavent şarkı gibi kendiliğinden dökülen aşk şiirleri söylemek ne kadar zor.

İntihar, ötenazi, kürtaj ölümlerinin, katliam ve işkence ile kabaran savaş suçlarının, eşcinsellik, klonlama, taşıyıcı annelik gibi ahlak dışı bilimselliklerin tam ortasında; ruhlar âleminden mancınıkla fırlatılmış bir ahir zaman yolcusu olarak yer almak ne kadar zor.

Tüm ideolojilerin “erdemlilik” kavramını çiğneyip tükürerek ilerlediğini bile bile; Dekart’ın “düşünüyorum, öyleyse varım” cümlesini “neyi düşünüyorum, varlığımın iz düşümleri hangi aşka tekabül ediyor” diye çözümlemeye çalışmak ne kadar zor.

Sana gül tartılan şehirlerden, haber taşıyan güvercinlerden, zümrüt çayırlardan, bülbülden turnalardan ve üveyikten bahsetmek, bu yazıyı bir aşk yazısı haline çevirmek ne kadar zor.

Balzak’ın şöyle dediğini hatırlıyorum “küçükken dünyam mı büyüktü, yoksa ben bir gecede küçüldüm mü?” ben de ekliyorum; aşkı yazmazdan önce aşkım daha mı büyüktü, yoksa ben aşkı izaha kalkınca küçüldüm mü?

Üzgünüm ya maşuk. Seni hakkıyla sevememiş olma evhamı beni kahrediyor. Çok üzgünüm sana layık bir aşk yazısı yazamadığım için. Başka birinin evinde yattığı için yerini yadırgayıp boğazı inen bir çocuk gibiyim, dudaklarım uçuk ve yara.

“göçtü kervan kaldık dağlar başında diyor” radyodaki ses. Kervan geri dönmez mi, dağlar başında kalan bu çocuk yitip gider mi?

Ayaklarını mazgallarda kaybetmiş, saçları elektrik tellerine dolanmış, elleri egzoz gazı kokan bu metropol bedevisi, “kardeşlerim” dediğin listede midir dilinde “la tahzen” çiçekleri açan sevgili…

Yazamıyorum gayrısını.
Yazmak ne kadar zor!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HÜZÜN ADASI

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Bir ilkbahar sabahı ılık rüzgarla birlikte yüreğime vuran özlem miydin sen. İçime ansızın, usulca bırakılan taze yalnızlığım mıydın yoksa. Sanırım içimde ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim.Her özlediğimde daha çok sevdiğim, benden her kaçışında sevgini bıraktığın, senden her vazgeçişimde sevginden vazgeçemediğim ve bir anlık yokluğunda bile kendimi sürgünde hissettirdiğin için özeldin.

Bu çocuk kalbim sana söylenecek binlerce sözle, yazılacak binlerce satırla doluydu güzel olan her şeyi söylemeliydim, paylaşmalıydım seninle ama o kadar acizdi ki kelimeler. Seni her görüşümde farklı bir şey hissediyor anımsıyordum. Uzaktan seyredişlerimde gündoğumu kadar güzel ve erişilmez olduğunu düşündüm halbuki uzanıp tutabileceğim kadar yakındın bana. Sessiz sakin köşelere sığındığında durgun bir deniz görürdüm gözlerinde, bilirdim yüreğinde bir o kadar dalgalı, fırtınalarla dolu. Vurdumduymaz tavırların bir martının özgürlüğünü anımsatırdı, sözlerin saflığı, beyazı, bir vapurun peşine takılıp kaçışların benim bir kafesteki mahkumiyetimi, dönüşünü bekleyişlerimi...

Dedim ya uzanıp tutabileceğim dokunabileceğim kadar yakındın bana. Gitme diyebilirdim kolundan çekip gözlerine bir ısrar kusabilirdim. Benimle kal diyemezdim, hakkım yoktu hiçbir şeye tek kelime edemezdim. Sensiz kalma ihtimali vardı aleyhine kurulmuş her cümlenin sonunda. Çekip giderdin yoksa bilirdim sevgili dostlarım adımı bile edemezlerdi sana. Uzaktan olmalıydı herşey duymamalıydın sen kimseye anlatamazdım, derinden olmalıydı hissetmemeliydin. Yürekten olmalıydı, ne seni yüreğimden, ne yüreğimi kendimden söküp atamamalıydım. Uzakta olmalıydı her şey sen yanı başımda, gerisi uzakta...

Son günlerde eskisi kadar sık göremiyordum bir görünüp bir kayboluyordun. Olsun arada birde olsa görmek güzeldi, sen güzeldin, hayat güzeldi, seninle herşey güzel... Arkadaşlarından duymuştum. Bir sevgilin olduğunu söylüyorlardı. Yoksa birtanem ellerinin sıcağını, teninin kokusunu, sevgisini birileriyle mi paylaşıyordu. Yoksa o sözleri benden değil de başkalarından mı dinliyordu. Oysa seni en çok ben seviyordum seni en güzel ben yazıyordum. Seni ben seni ben... olamazdı, olmamalıydı böyle biri. İnanmadım günlerce kaçtım, senden senin bir başkasını sevme ihtimalinden. Sonra sen anlattın bana sevgilini. Işıl ışıldı gözlerin, nasılda gülümsüyordun. Sanki o dünyanın en mükemmel insanı, sen en mutlu kadınıydın. Peki ben peki ben kimdim, neydim. Ne olacaktım.

Ne vardı sanki bu kadar abartacak, anlatırken mutluluktan uçacak, beni bir hüzün girdabında boğacak, beni kahretmeye ne hakkın vardı. Hayalin, umutlarım, yazılarım, şiirlerim, tatlı hüzünlerim, keşkelerim bana yetiyordu. Senden hiçbir şey istememiştim, beklememiştim. Her şeyini benimle paylaşan sen aşkını paylaşmaya nasıl da cesaret etmiştin. Bana ne diye haykırasım geliyor “Bana ne bana ne senden, sevgilinden, yapmayı sevdiğiniz şeylerden, sana nasıl baktığından, hayatından, hayatınızdan, hayatımdan bana ne...”

Birilerinin hayatına mı kastetmeli yoksa alıp başını gitmeli mi?

Artık sadece hayalin ve ben vardık. Akşamları mum ışığında yemek yiyor, sonra sabahlara kadar Tanju Okan’ın şarkılarıyla dans ediyorduk. Bazen dizlerine uzanıyor yanaklarımda pişmanlığın sıcak yaşlarını hissederek uyanıyordum. Lanet okuyordum hayata ve bana. Annemin söylememi yasakladığı sözleri savuruyordum birbiri ardına. Bir şizofren gibi hissediyordum kendimi. Yüreğimde hesaplaşmalar sürüyor, bir yandan sana diğer yandan günlerdir kaçtığım, seni göremediğim için kendime kızıyordum. Bir kadın kendisinden başka hiçbir kadının olmadığı bir yürekten başka ne isteyebilirdi.

Yine saçmalamaya başlamıştım bir şeyler yazarsam rahatlarım diye düşündüm ama güzelliğini anlatmakta aciz kelimeler öfkemi ifade etmek istediğimde de yetersiz yüzünü gösteriyordu. Saçma sapan şeyler karalıyordum yine;

Bir çocuk saflığında sevmek seni,
Bir çocuk dokunmak saklamak seni
En çocuksu korkularıyla birlikte,
Senden başka hiçbir kadının
Olmadığı ve olmayacağı bir yürekte
Seni öldürmek, ölmek.

Bir kelime sıyrılıvermişti birkaç satır arasından gözüm ona takılıp kaldı. “Ölmek” ölmek istiyordum belki çare belki değil ama beni bu sıkıntıdan kurtarabilecek tek şeydi. Ne Ümit Yaşar’ ın şiirleri nede İbrahim Sadri’ nin sesi hiçbir şey ifade etmiyordu zati. Bir hüzün adası olmuştu bedenim, yüreğim. Hayallerim, anılarım orayı mesken tutmuş, sıkışmış, umutlarıma da bir mezar kazılmıştı bir daha çıkmamacasına. Hani vardı ya “Merhaba hüzün adası ben sevda gemisi” hüzün adası bendim ve sen bana bir daha MERHABA demeyecektin.


Sevda gemim, ayyüzlüm yüreğine ilk ve son kez son baharı yaşattıysam özür dilerim. Geçmişte bir yerlerde birkaç güzel anıyla hatırlanmak ve artık orada yaşamak umuduyla güzün soğuk rüzgarlarıyla birlikte senden son kez GİDİYORUM.

...
"Yaşa bu hayatı sevdiğim, limon gibi sömürerek,
tüm ekşiliğine rağmen tadını alarak yaşa."
...

Hep İlkbaharı yaşaman dileğiyle birtanem,

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ADINA DOST DENİR

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını.Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız, ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir.Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarıni açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya...Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta ayrılmak istesen de koparıp atamazsın
Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar. O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için. Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez .Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır.Beraber gülüp beraber ağlarsınız , daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize. O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı,O sana emeklemeyi oğretir sen ona yürümeyi, O sana okumayı öğretir sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider....

İşte bunun adına DOST derler...
Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir dostunuz ols
un..
Dostlarınızın Kıymetini Bilin...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

MUTLULUK NEREDEDİR ?

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Mutluluk; Cana can katanımla bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç gölgesinderir. Tedirgin edilmeden uyunan bir toprak parcasındadır. Bir bahar sabahında cıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlıgında, sıcasık bir omuzun, dizlerin yumuşaklığında sevi'sinde, uygun bir sesin titreşimindedir. İstekle ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kesekâğıdında gözucuyla okunuveren güzel bir sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır. Özlenen can tadının meyva çiçeği tadına dönüşümündedir, renk renk duyguların oluşumunda bilinmeyen renklerin şekillenmesindedir, yüreğin dudaklarındadır. Bir annenin oksayışında, bir babanin bakışında, bir can'ınn dokunuşunda, çocuğun gülüşündedir. Bir ayrılışta dudaklara can ateşiyle konan öpücüktedir. O Can Sesini Duymaktadır. Yarınları istemektedir......

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MUTLULUK AYRINTILARDA GİZLİDİR

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Ailesi ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine, kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz.
Peri, kıza, "Senin eşsiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.
Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der.
Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.
Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der.
Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar. "Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. "İyi peri sana ne dedi?"
Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana şöyle söyledi" der:"ne kadar güvende, ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DOST'UMA

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

DOST'uma
Bir gece yıldızlara baktım,
Gözüme bir ışık çarptı, O hepsinden farklıydı
Tüm şehvetiyle parlıyordu gökyüzünde
Sanki diğer yıldızlara nispet yaparcasına
Ben en güzelim diyordu, bunu hakediyordu
Diğer yıldızlar sönük kalmıştı onun bu güzelliği karşısında
Kıskanıyordu diğer yıldızlar..
Neden O daha güzel  diyorlardı neden daha çok parlıyor ?
Ama sebebini anlayamıyorlardı
Sonra birgün sönük yıldız parlak yıldıza sordu
Sen neden bu kadar güzelsin diye
Parlak yıldız şöyle dedi :
Ben kötülük yapmıyorum, herkese yardımcı oluyorum
Kimsenin kalbini kırmıyorum DOSTUM !!
Sönmüş yıldız büyük bir şaşkınlığa uğruyor
Parlak yıldızın ne anlatmaya çalıştığını anlamıyor
Ona DOST ne demek diye soruyor
Çünkü bugüne kadar DOST kelimesini duymamıştır sönmüş yıldız.
Parlak yıldız açıklamaya başlıyor
Dost; kötülük yapmayı sevmeyen , arkadaşları için herşeyi yapabilen
Gerektiğinde onunla mutlu olup , onunla acı çekebilen
Hayatındaki tüm güzellikleri arkadaşlarıyla paylaşabilen kişidir DOST
Sönmüş yıldız o an duruyor, kendini sorgulamaya başlıyor
Sonra üzülüyor kahroluyor , neden ben dost değilim diyor
DOST'un tavsiyelerine uyuyor
Dost gibi olmaya başlıyor , sevinçlerini mutluluklarını
Başkalarıyla paylaşmaya başlıyor
Diğer sönmüş yıldızlarla tek tek konuşuyor
Ve sonunda gökyüzündeki bütün yıldızlar parlamaya başlıyor..

Ama orada bir yıldız var ki;
Onun şehvetine güzelliğine hiçbir yıldız ulaşamıyor
Çünkü o yıldız TEKTİR ve gerçek bir DOST'tur.

Çok Özel Bir Dostuma.....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GİTARCININ AŞKI

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı...posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti...hem de herzamankinden "hoş" bir miktarda...Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti...Bo$...Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak...kapalı bir havaydı.Yağmur yağmaması için dua etti...şemsiye evde kalmıştı ne de olsa...Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu...önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı...en sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı...karşıya geçti.Karnı açtı...Her pazar sabahı uğradığı cafe'ye gitti..."tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi...aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle oldu...açlıktan"...neyse dedi kendi kendine" o kadar da aç değildim"...sonra bi yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı.

 

Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı...ona gülüyorlardı...Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Herbiri ayrı bir yöne yuvarlanıyor...çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu.Parası da gitmişti.Bi gitarı, bi de canı vardı...Yemek yiyecek,eve gidecek parası kalmamıştı...yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı...orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar...müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır,kızlara hava atarlardı...Parktaki o eski nese kalmamıştı.

 

Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...sonra, o kıza bestelediği parçayı...ve bir başkasını...ve bir başkasını...çaldı...çaldı. Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı...para geldikçe,şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu...Güneş batmaya başladı... İleride zabıtalar göründü...daha fazla kalamazdı orada.Gitarı çantaya koydu ve kalktı...eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı... belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay...ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar...

 

Derken yağmur başladı...Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat!Yağmur altında yürümeyi severdi...ama yalnızken değil.Yalnızken,daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur...Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu...sessizlik dolu ev, o an ürpertti...kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan...öylece..."ölüm" dedi..."sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı...kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.

 

Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü...Açar açmaz, yazı tanıdık geldi...o beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü...Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun...ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü...ayrılığa dayanamadı herhalde...ama, biz insaniz, dayanabiliriz degilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden...kendine iyi bak...hoşçakal!

 

Anladı o an, işlediği hatayı...ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi...ve hiç aramamıştı...o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı...ama, o da affetmezdi ki...yoksa eder miydi?Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden...

 

Kapı çaldı...ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını...Bu nedenle açmadı kapıyı...o umudu taşımak istedi hep içinde...sonra uykuya daldı...uyanmamak üzere...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SEN MÜKEMMELSİN

28/3/2007 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu

göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister

diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden

birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi.

Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı

diye sordu, eller yine havadaydı.

Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı

onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu,

fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.

Ve konuşmacı şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli

bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil

onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun

değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları

nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz,

kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu ya da ne olacağı

önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis,

hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.

Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir,

hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil

kim olduğumuzla alakalıdır.

Siz mükemmelsiniz,

bunu asla unutmayın.

Her zaman elinizde olanları düşünün

 olmayanları değil......

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

:: Sonraki »