İNADINA UMUDUM VAR HAYATTAN....

30/12/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

     

  İMKÂNIM YOKTU" deme.
Kendine doğruyu söyle.
"Üşendim" de...
"Tembellik ettim" de...
"Canım istemedi" de... 
"Yapmak içimden gelmedi" de...
Hiç değilse "yattım" de...
Ne dersen de, ama "imkânım yoktu" deme.
Unutma, iman en büyük imkândır. İmanı olanın imkânı tükenmez. Hatta kimi zaman "imkânım yoktu" demek, "imanım yoktu" demeye bile gelebilir.

Birileri önüne çıkıp şöyle sorabilir: "Falancanın imkânı var, fakat yapmıyor. Neden acaba?"
O zaman diyeceğin bir şey, vereceğin bir cevap yoktur.
İmanın makarrı olan yürek, bitimsiz bir güç merkezidir. Göz ferini, diz dermanını, yumruk fermanını yürekten alır. Tıpkı kaslara komuta eden sinir sistemi gibi...
Başını dik tutan kasların değil, o kasa komuta eden beynindir. Yumruğunu havaya kaldıran pazuların değil, o pazulara komuta eden beynindir.
Gittinse, ayağın değil yüreğin götürdüğü için gittin.
Gitmedinse, yüreğin yetmediği için gitmedin.


Yaptınsa, elin erdiği için değil aklın erdiği için yaptın.
Yapmadınsa, elin ermediği için değil yüreğin yetmediği için yapmadın.
Gördünse gözün olduğu için değil, dahası baktığın için değil, gönlün olduğu için gördün. Eğer gözü olan herkes görseydi, bunca "bakarkör"ün varlığını nasıl ve neyle açıklardık? Eğer göz görmenin yegâne organı olsaydı, gözü olmadığı halde bir çok göz sahibinin göremediği hakikatleri gören kafa gözü kör, kalp gözü açık yiğidi nereye koyardık?
Görmedinse göz olmadığı için değil, hatta "göz bakmadığı" için değil, "gönül akmadığı" için görmedin. Tıpkı yapmadıklarını gönlün olmadığı için yapmadığın gibi. Tarih bir işe baş koyanların, önce o işe gönül koyduklarının şahididir. Unutma ki, baş işe düşmeden iş başa düşmez.


"Yapacaktım ama, kimsem yoktu" deme.
"Kimsesiz" değilsiniz, "kimse, sizsiniz."
Allah var, O yâr. Gerisi olmasa ne çıkar?
Yapacağı işte O''nu hesaba katmayanlar Besmelesizdirler. Besmeleli olanlar, yaptıklarını O''nun sayesinde, O''ndan aldıkları yetki ve güçle, O''nun yardım ve desteğiyle yaptıklarının bilincinde olanlardır.


O, elde var "Bir"dir.
O''nu yanında bilen kimseye muhtaç değildir, O''nsuz olanın kimsesi yoktur.
Görevini yapmak için sağına soluna ve dahi ardına bakanlar, O''nun gözetimi altında olduklarının, O''na karşı sorumlu olduklarının şuurunda olmayanlardır.
"Yürüyeceğim ama, kim gelecek?" deme, sadece yürü.


Yeter ki yürü ve iz bırak. Zamana ve mekâna bir soğuk damga gibi vur ayak izini. Yürüyüşünün tanığı olsun bıraktığın izler. Hiç iz bırakıp da izlenmeyen birini gördün mü? Unutma ki iz bırakanlar mutlaka izlenirler. İzlemeye gönlü olanlar, mutlaka iz ararlar.
Hem, baksana kendine. Sen, senden önce yürüyen birilerinin izini izlemiyor musun? Bunu ancak yolcu olduğunu unutmayanlar, yolculuğu her şeye rağmen sürdürenler bilir.
Zaten yol dediğin, izlerin icmalinden başka nedir ki?

 

 

 

    

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

SENİN İÇİN.....

29/12/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Dönsem yüzümü rüzgara ve sana..
Çeksem bana sunduğu kokuyu,"seni" taa içime.. Islansa dudaklarım özleminin akıttığı gözyaşlarıyla.. Hayalin canlanıp siler mi parmak uçlarıyla..? Sokulsam usulca koynuna..
Nefes almaya korkarak dalsam gözlerine.. Hiç kıpırtısız,heykele dönüşmüş bir bedenle
gidersem özlemimi.. Susmasan.. Hep konuşsan.. Anlatsan bana beni..
Sendeki hikayemi.. bizi.. Usulca haritasını çıkarsam yüzünün parmaklarımla..
Küçük buselerle teyid etsem çıkardığım her adresi..
Ve sen olsam..Sendeki ben olsam.. Benim olsan.. Damarlarıma doldurduğum sen ile uzasa gece.. Biriktirdiğim kelimelerimi döksem bir bir.. Toplasan benden dökülenleri..alıp yüreğine yerleştirsen..
Tıpkı hep hayal ettiğim gibi.. Şımarsam azıcık ama fazlasıyla seni şımartsam..
Öpsem..Koklasam..Sımsıkı sarsam.. sen olsam.. sen olsam.. Başkaldırsam herşeye yaşananlara inat.. Dimdik dikilsem mazinin önüne.. Kazısam hiç olmamış gibi.. Yok etsem..
Dolaşırken parmakların saçlarımda kondurken küçük buselerini omuzuma mayışsam..
Sımsıkı kilitlediğim gözlerimde oluşturduğum hayal dünyamızda kanatlansam..
Seni de sürüklesem peşimden konduğum her buluta.. Gülsek.. Eğlensek.. Çocuk olsak birlikte..
Sonra sen yine bir anda büyüyüp bastırsan sıkıca göğsüne beni.. Nefesimi kessen..
Ürpersem hissettiğim teninle.. Uzun iç çekişlerle kokunu çeksem ciğerlerime..
Huzur olsan..Huzurum olsan.. Canıma katasım var seni yine.. Hadi kat kokunu rüzgara yolla bana..
Ta uzaklardan buralara Ya da daha iyisi bak gözlerimin içine İlk gördüğümdeki gibi, bakarak uzat elini sevdiceğim.....

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

HİÇBİRİ BİZİM DEĞİL

26/12/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA


Çok güzel bir yazı okudum kendimden de birşeyler buldum ve küçük bir tşk etmeden geçmek istemedim paylaşımınız için sağolun keşkeleri olmasa insanların keşke:)geriye dönüp baktığımızda.. zaman öyle hızla akıp gidiyor ki hep sonradan anlıyoruz ve de hep geç kaldığımızda..

 

Daha çok para kazanması gerektiğini yana yakıla anlattı arkadaşım. Plazma televizyon alacakmış, bir de salonu dört dönen ses sistemi beğenmiş. Mutlaka almalıymış!
Kazandığı paranın kendine yetip yetmediğini sordum. Hamdolsun, idare ediyorlarmış. Ek iş yapacakmış. O televizyonu mutlaka alacakmış. Bir saate yakın konuştuk telefonda hatırlıyorum. Bu konuşmanın üstünden sadece 2 ay geçmişti ki, dün gece hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Yazık! İyileşecek mutlaka ama hasarlar kalacak. Kalbi de, ruhu da yorgun. Ne için? Televizyon!
Düşündüm de ne kadar hızlı koşuyoruz, nereye koşuyoruz zaten? Biraz hayatın frenine basmak lazım! Ömür dediğin geçiyor. Kim kazık çakmış dünyaya? Derler ya Sultan Süleyman’a kalmadı diye, doğru, kalmadı işte!
Biraz daha az tüketmeye başlasak, biraz daha ruhlarımızı beslesek, olmaz mı? Bu hırsımız ne zaman durulacak? Hep daha fazlasını isteyen egomuz, hep daha yüksekte gözü olan inadımız ne zaman bitecek?
Bu dünyada hiçbir şe y bizim değil. Koltuk takımları, son model arabalar, buzdolabı, bir üst model cep telefonları, hatta satın aldığımız evler bile bizim değil. Bizim olsa giderken yanımızda götürmez miydik? Yetinmeyi bilmiyoruz!
Ruhumuzda öyle büyük açlıklar var ki, bunları maddi değerlerle kapatacağımızı zannediyoruz. Pek çok insan evini zor geçindirirken, sahip olduklarımızın farkına varamıyoruz. Kalplerimiz boş bir arsa, ruhlarımız çöl gibi ama evimizde son model televizyonumuz var. İyi de, yalnız başına ve sevgisiz seyrettikten sonra, istersen salonun bir duvarını plazmayla kapla ne fark eder?
Daha fazla para kazanmak için harcanan zaman, sizi sevenlerin vakitlerinden çalınmış değil midir? Çocuğunuzdan, eşinizden, sevgilinizden, dostunuzdan çalınmış saatlerle, son teknoloji çamaşır makinesi alsan, ne yazar?
Payla şmaktan, sevmekten, sahip olduğunun değerini bilmekten daha büyük varlık var mı? Hasta olduğunda, çorbayı yeni aldığın koltuk takımı mı pişiriyor? Aşkın boşluğunu dolduracak bulaşık makinesi icat edilebilir mi? Sevdiğine sarılarak uyumanın tadını hangi surround sistem verebilir?
Yaşamak için yeterli para kazanıyorsan, kalan zamanı sevgiye ayırmalısın. Bir dostla kahveyi, annenle güzel bir filmi, çocuğunla oyun oynamanın zevkini yaşamalısın. Hepsini boş versen bile, kendin için hırslarından, egondan uzaklaşmalısın.
Sahip olduğumuz hiçbir şey bizim değil. Uğrunda bir ömür harcadığımız bütün eşyalar, sonunda bizi terk eder. Doğurduğunuz çocuk gün gelir büyür, evinden uçar gider. Ve başka bir gün gelir, seni yıllarca taşıyan bedeni de sen bırakıp gidersin. O yüzden bilmelidir ki insan, sevgiden, dostluktan, aşktan daha büyük zenginlik koyamaz cebine.

 

Herkes sevebildiği kadar yaşamıştır ve sevildiği kadar anılacaktır. Gerisi hikaye….

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Dissosiyatif Bozukluklar

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Kişinin içinde birbirinden farklı kişilikler hissedip, bu kişiliklere uyan davranışlarda bulunması, bu kişiliklerin etkisi altında olduğu anlarda yaptıklarından habersiz olma halidir. Bu kişilikler bireyin kendi cinsiyetinden, yaş grubundan, sosyoekonomik ve kültürel durumundan farklı olabilir. Bu kişiliklere ait kafasının içinden gelen ve kendisini yönlendiren sesler duyabilir. Farklı kişilikler var olan "evsahibi" kişiliğe zarar verici davranışlar gösterebilir (eş ya da karşı cinsle uygunsuz ilişkiler, suça yönelik davranışlar gibi). Evsahibi kişiliği öldürüp, yerine geçmek için intihar girişimlerinde bulunabilirler. 

Genel özellikler, psikolojik nedenlerle orta çıkan bellek, bilinç, kimlik veya çevrenin algılanmasının kaybıdır. Herhangi bir beyin hasarı söz konusu değildir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Dissosiyatif Amnezi(bellek yitimi)

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Yeni bilgileri öğrenme kapasitesi bozulmamış olmakla birlikte, genellikle stresli ve travmatik durumlarda görülen önemli bilgilerin ani kaybı söz konusudur. Bu unutma, olağan bir unutkanlıkla açıklanamaz. Hastalar, genellikle bellek kaybından haberdar ve bu konuda uyanıktırdır. En yaygın tipinde, lokal amnezi söz konusudur. Burada, kısa bir zaman dönemine ait olaylar unutulmaktadır. Hastalarda bu tür kısa süreli hafıza kaybına karşı belirli bir aldırmazlık söz konusu olabilir. Bilinçte hafif bir sislenme görülebilir. 
Dissosiyatif bozukluların en yaygın olanıdır. Felaketlerin ardından veya savaş anlarında daha sık görülür. Kadınlarda daha fazladır. Ergenlikte, erken erişkinlikte ortaya çıkar. Emosyonel travmalar hastalığa katkıda bulunur. 

Unutkanlık hali genellikle aşırı bir psikolojik yüklenme sonunda kendisini gösterir. Tecavüze maruz kalan bir genç kız, silah tehdidi ile kaçırılan bir çocuk, doğal afetlerde veya harpte pek çok ölü gören şahıs, eşi tarafından aniden terk edilen erkek veya kadın, kabullenemedikleri bu aşırı yüklenmeler sebebiyle birden bire hafıza kaybına uğrarlar. Unutkanlık, tıbbi bir müdahale gerektirmeden kendiliğinden birkaç gün sonra aniden iyileşir. Bir iz bırakmaz ve tekrarlamaz. Unutkanlık sırasında kişi şaşkın, maksatsız olarak gezinip durur. Kişi unutkanlığına karşı lakayt davranır.Bu hastalarda, bellek kaybı, elem verici psikolojik çatışmalara ikincildir. Hastalık aniden sonlanabilir; az sayıda tekrarlamalar olabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Dissosiyatif Fugue

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Organik bir arızaya dayanmaksızın kişinin evini ve işyerini terk ederek yeni bir kimliğe bürünmesi halidir. Ne aile üyelerini nede iş yerindeki arkadaşlarını tanımamaktadır. Takındığı yeni kimlik, eski kimliğine kıyasla iddialı ve gösterişli bir kimliktir. Çoğu vakalarda hasta kendisine yeni bir isim ve oturacak yeni bir ev bulur. Akıl bozukluğunu gösterir işaretlere rastlanmaması, şaşkınlık ve gelişigüzel dolaşmaların görülmeyişi dissosiyatif fugue‘nin tipik karakteridir. Bu hastalık geçicidir. Psikolojik yüklenmeler sırasında ortaya çıkar. Birkaç gün, nadiren de birkaç ay sürebilir. İyileşmeden sonra, hasta fugue sırasında olanları hatırlamaz. İz bırakmaz ve tekrarlamaz. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Dissosiyatif Güç(kaçış)

4/11/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Hasta, herzamanki evinden veya işinden uzak bir yere, ani, beklenmedik seyahatlere çıkar. Önceki kimliğini, ailesini, adını yani önceki kimliğininin önemli kısmını hatırlayamaz ya da hatırlamakta güçlük çeker. Genellikle yeni bir kimlik takınır. Ani bellek kaybıyla birlikte, amaçlı, açık zihinle, uzak mesafelere, uzun süren seyahatlere çıkma görülür. Seyahat daha çok başıboş dolaşma şeklindedir. O sırada, geçmiş yaşamıyla ilgili kısmi ya da tam bellek kaybı söz konusudur ve kişi bunun farkında değildir. Yeni kimliğiyle tamamen normal bir görünümdedir; gariplik içinde görülmez. Bazen bu yeni kimlikte şaşkınlık ve yönelim bozukluğu olabilir. 

Nadir görülen bir hastalıktır. Felaketler ardından ve savaş zamanlarında artar. Emosyonel travmalar hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunur. Aşırı alkol kullanımı yatkınlık geliştirebilir. Borderline, histrionik ve şizoid kişilik bozukluklarında daha sık görülür. Genellikle kısa sürer, ancak aylarca sürebilir ve çok uzak mesafelere seyahatler görülebilir. İyileşme genellikle kendiliğinden olur ve hızlıdır. Hastalığın yinelemesi nadirdir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Aşkı Kaybedince Anlayanlar

14/10/2009 · Kategori: HAYATA DAIR NE VARSA

Aşk, bir yanıyla paraya benziyor. Elimizde olduğunda ne yapacağımız pek de belli değil. Yatırım yapanlar, har vurup harman savuranlar, harcayarak bitirenler, koklayarak harcayanlar, yani herkes kişiliğine, öğrendiklerine, göre bir tavır geliştiriyor.
Aşkı yatırım gibi görenler, genellikle sağlamcı tiplerdir. Gelecek kaygısı, güven duygusu, yalnızlık korkusu gibi pek çok sebepten ötürü aşkı yanlarında tutmak isterler. Genellikle erken yaşta evlilik yaparlar ve ne kadar mutsuz olurlarsa olsunlar, ayrılığı akıllarından geçirmezler. Bahaneleri, sebepleri hep ceplerinde durur. Yaşlanınca onlara baksın diye çocuk sahibi olup, hastalıklarında çorba pişirsin diye eşlerini idare ederler. Evlendikleri insana sevgileri çok önceden bitmiştir ancak onlar düzen bozamazlar. Her şeyi görev olarak görüp, yerine getirirler.

Har vurup harman savuranlar, aşkın sürekli karşılarına çıkacağına inananlardır. Çapkın dediğimiz bu tipler, çok eşliliği savunurlar.  Birkaç ilişkiyi bir arada yürütmeyi severler. Onlara göre her meyvenin farklı lezzeti olduğu gibi, her partnerin de başka bir yanı güzeldir. Aradıkları insanı bir türlü bulamamışlardır çünkü ne aradıkları gerçekte onlar da bilmezler. Sıkıntıya gelemezler, sorunlu ilişkiler onları boğar. Problemlerle yüzleşmek, sorumluluk almak son derece korkutucudur. “Yiyelim, içelim, gezelim, dünyaya bir kere gelinir” diye düşünürler.

Harcayarak bitirenler, psikolojik sorunları olan kişilerdir. Aşırı kıskanç, tahakküm kuran, baskıcı, sürekli hata yapan, inatçı, doğruyu sadece kendinin bildiğine inanan, birlikte olduğu kişiyi malı gibi gören, mükemmeli isteyen ama kendisinin fazlaca kusuru olan bu tipler, partnerlerinin sabrını ve sevgisini zaman içinde tüketirler.  Dışarıdan bakılınca çok güzel gibi duran bir ilişki resmi çizerler. Durum içerde öyle değildir. Seviyor mu, sevmiyor mu, değer mi veriyor, kendini mi düşünüyor bir türlü karar veremez, iki arada bir derede kalırsınız.
Koklayarak harcayanlar, yeni moda deyimle “cool” tiplerdir. Soğuk duruşları, umursamaz tavırları vardır. Ancak arada öyle bir hareket yapar, öyle bir söz söyler ki, hakkındaki tüm düşünceleriniz değişir. Ne tam olarak sahip çıkar, ne boş verir, ağzından kerpetenle sevgi sözcüklerini alırsınız. Ne ayrılır, ne tadında sever, yani ömrünüzü törpülerler.

Tüm bu tiplemelerin arasında en çok zarara uğrayanlar, aşkı kaybedince anlayanlardır. İlişkiyi sürdürmek için her yolu denersiniz, elinizden ne gelirse yaparsınız, bir türlü mutlu olamazsınız. Sonunda pes edersiniz. Kırgınlıklarınız, hayal kırıklıklarınız o kadar birikmiştir ki, sevginizi de tüketmiştir. Ayrılırsınız!

Aşkı kaybedince anlayanlar, af diler. Hatası her ne ise, anladığını, bir daha yapmayacağını, artık sizin istediğiniz gibi bir olacağını yalvararak anlatır. Kimi söylenenlere inanıp ikinci bir şans verir, kimi yüzüne kapıyı kapatır. Ancak aşkı kaybedince anlayanlar bir şeyi bilmezler: Geri dönmeye razı olsa bile dönen, artık o eski sevgili olmayacaktır….

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

AMİGURUMİ BEBEKLERİM

3/9/2009 · Kategori: AMIGURUMI BEBEKLER

                 Arkadaşlarımın kızlarına ördüğüm bebekler...





                                           
                                                              AZRA BEBEK





                       RUKİYE BEBEK

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KOKOŞ KIZLARA

29/7/2008 · Kategori: BEBEK-KAZAK-HIRKA













































Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::